Üye Girişi

Şifre:
 

İstatistikler

IP Adresiniz:

38.107.191.94
Toplam Hit : 59490
Toplam Üye: 36
Son üyemiz : ilhank
Online kişi : 7
Online Üyeler:



Hava Durumu
Istanbul

-----------
Ankara

-----------
Izmir

Giresun

-----------
Trabzon

-----------
Samsun

 
 
EĞİTİM VE KÜLTÜR SAYFASI

Mustafa ÇÖTEN tarafından yazıldı    
Perşembe, 01 Nisan 2010 20:37 

 
Resulü Ekrem Efendimiz'in (sas) hizmetinde bulunan Enes (ra), hatıralarını anlatırken şöyle der:
-Bir terzi Resulullah'ı (sas) yemeğe davet etmişti. Ben de beraber gittim. Eve girdiğimizde sofrayı ortada hazır bulduk. Arpa ekmeği, güneşte kurutulmuş et ile kabak ve bir de çorba vardı. Oturup yemeği birlikte yedik..

Hadis alimleri, Hz. Enes'in anlattığından çıkardıkları hükümleri şöyle sıralarlar:

1- İnsan kendisinden aşağı görüntüde olanların davetine icabet etmelidir. Resulullah (sas) de sıradan bir terzinin davetine icabet buyurmuş, aileyi memnun etmiş, bir ayırımda bulunmamıştır.

2- Davetlere efendi hizmetçi ile, işveren de işçisiyle gidebilir, sofraya birlikte oturabilirler. Nitekim Efendimiz hizmetçisi Enes ile gitmiş, sofraya birlikte oturmuşlardır. Yeter ki, bu kimseler münasip terbiye almış, adab-ı muaşereti öğrenmiş olsunlar.

Hz. Enes'in anlattığı hatıralardan anlaşılıyor ki, Resulullah (sas) ümmeti arasında sınıf meydana getirmez, herhangi bir sınıfın da tarafını tutmaz ya da karşısında olmazdı. O, hem işçinin hem de işverenin, hem efendinin hem de hizmetçinin taraflısıydı, hem alıcının hem de satıcının yanında olduğu gibi. İşverene hitaben, 'Çalıştırdığınız işçinin hakkını teri kurumadan verin!' hatırlatmasını yaparken, 'Unutmayın, aldatan bizden değildir!' ikazını da eklemişti. Demek ki ister işçi, ister işveren olsun her ikisi de aldatmamalıdır. İşçi işinde doğru çalışmalı, hileye yönelmemeli, işveren de işçinin hakkını vermeli, aldatma yoluna gitmemeliler. Çünkü aldatanlar Resulullah'ın sünnetine uyanlardan değildirler. İşçi de olsa, işveren de olsa..

Çağrıldığı davete işçisiyle giden, yemeğe hizmetçisiyle birlikte oturan, giydiği elbisenin kumaşını hizmetçisiyle paylaşıp aynı kumaştan giyinen Resulullah(sas), muhatap olduğu insanları, işiyle, mesleğiyle, yahut da sahip olduğu maddi imkânıyla da değerlendirmezdi.

Toplumu tümüyle kucaklayan Resulullah'ın ölçüsü, insanların Allah'a itaati, sünnetine bağlılığı idi. Nitekim Rabb'imiz de ayetinde öyle buyuruyordu:

-Sizin en değerliniz Allah'tan en çok korkanınızdır!.

Fırsat bulduğu anlarda, aile fertleri arasına girip ev işlerinde onlara yardım etmekten geri kalmayan Efendimiz (sas) ile ilgili bir hatırasını da Hz. Cabir şöyle anlatıyor:

-Resulullah'ın (sas) huzuruna girmiştim, onu evde kabak doğrarken gördüm. Dedim ki:

-Ya Resulallah bu kabağı niçin bu kadar küçük doğruyorsun? Buyurdu ki:

- Küçük parçalara bölerek yemeğimizin bereketini çoğaltmış oluyorum!.

Hadis alimleri derler ki:

-Resulullah (sas) ev işlerinde yardım ederken, iktisadı öğretmeye, israfı önlemeye, bereketi de çoğaltmaya niyet ederdi. Nitekim bir gün Ebu Zerr'e yemeğin bereketini çoğaltması konusunda şöyle tembihte bulunmuştu:

-Ya Eba Zer! Çorba pişirdiğinde suyunu çok koy ki, komşuna da gönderme bereketi bulasın.

Çalıştırdığı yoksul işçisinin perişanlığına seyirci kalan bir işvereni görünce ikazını şöyle yapmıştı:

-Kimin yanında çalışan işçisi varsa kendi yediğinden yedirsin, kendi giydiğinden giydirsin!

Unutmayın, işçileriniz Allah'ın size emanet ettiği kardeşlerinizdirler.

Resulü Ekrem Efendimiz az gelirliyle bizzat meşgul olurken, kendisi de o yoksulun hayatını bizzat yaşamış, eline imkân geçtiğinde onların hayatından yukarı çıkıp da üstlerine baskı unsuru gibi dikilmemişti. Onun çevrenin fakirlerinden daha mütevazı hayatını birlikte yaşayan Aişe validemiz de bu konuyu şöyle anlatır:

-Bazı sabahları eve gelince 'Kahvaltılık bir şey yok mu?' diye sorar, yok deyince de hiç üzüntü işareti vermeden rahatlıkla:

-Öyle ise ben de bugün oruca niyet ediyorum! derdi.

Yani toplumun her kesimine öyle sahip çıkar, fakat kendisi de böyle yaşardı
 
 
 

FINDIK VE TARİHİ

Türkiye dünyada en çok fındık üreten ülkeler arasındadır. Görele de toprağın büyük bir kısmını fındık bahçeleri oluşturmaktadır. En önemli gelir kaynağıdır. Fındık kayıngiller familyasındandır. Serince yerlerden hoşlanır olgunlaşmakta olan meyvelerinin yeter derecede ısıya ihtiyacı vardır. Az nem fındık için kuraklık demektir. Bir de döllenme aylarında esen hızlı rüzgar, dolu ve yağmur ile devamlı sis fındığın düşmanlarıdır.

Fındık, kökleme denilen küçük fidanlar halinde, kırk elli santimetre derinlikte kazılmış toprağa, yerine göre dört ile altı metre aralıkla ocaklar halinde dikilir. Ocağın sık olması verimi azaltır.

Fındık dikilen yerler arka arkaya birkaç yıl tarla edilir. Fındıkta dikim kadar gübreleme de önemlidir. Budama ve toprağın erozyondan korunması diğer bakım yollarıdır. Fındık ağacına bakım yapılmazsa, dikilen fındık ağacı kendiliğinden büyümeye ve ürün vermeye terk edilirse miktar ve kalite bakımından istenilene ulaşılamaz. Yeni dikimler onuncu yıldan itibaren normal meyve vermeye başlar.

Bol ürün almak için fındık dipleri Aralık ve Ocak aylarında kazılır. Gübreler atılır. Böylece zararlı ot ve böceklerle de savaşılmış olunur. Kökler etrafa dağılarak bol besin alır. Şubat ve Mart aylarında tekrar gübreleme yapılır. Gerekirse Nisan ve Mayıs aylarında ocakların diplerine kökü serin tutması için fasulye ekilir. Mayıs ve Haziran aylarında zararlı böcekleri yok etmek için fındık ocakları kükürtlenir. Haziran ve Temmuz aylarında dibindeki dikenler ve paldırı kesilerek yok edilir. Böylece bahçe fındık toplamaya hazır hale getirilmiş olur. Ekim ve Kasım aylarında gereksiz, yaşlı dallar kesilir.

Fındık ağacı dört beş metre boyundadır. Dalları daha çok etrafa yayılmış haldedir. Fındığın bir senelik dalları açık kahverengi, gri, iki senelik dalları daha koyu renklidir. Yıl adedi arttıkça dallardaki boğumlar da artar. Yapraklarının kenarları dişli, alt yüzeyleri hafif tüylü ve gri renkli, üst yüzeyleri yeşil, koyu yeşil ve sarımtraktır. Yaprak damarları alt yüzde açık şekilde görülür. Yapraklar Şubattan itibaren doğmaya başlar

KUTSAL EMANETLER

     Hz. Muhammed'in (SAV) döneminden günümüze ulaşan kutsal emanetlerin kimi Ramazan ayında ziyarete açılırken kimi ise hala ziyaretçilere gösterilmiyor.Kutsal emanetler arasında Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (SAV) sakalı, ayak izi, kılıçları, hırkası ve ona ait daha pek çok eşya, Kabe kapısı anahtarları, Hacerül Esved Muhafazası, Kabe olukları, Kabe maketi, Hz. Musa'nın asası, Hz. Davud'un kılıcı, Hz. İbrahim'in tenceresinin de bulunduğu pek çok obje yer alıyor.

SİS DAĞI


Görele ilçe sınırları içerisinde bulunan Sis Dağı, Doğu Karadeniz sıradağları'nın uzantılarından biridir; yüksekliği 2182 metredir. Sahile 40 km. uzaklıkta olan Sis Dağına 1.5-2 satte ulaşılmaktadır. Sis Dağı üzerinde yirmiyi aşkın oba vardır. Obalar çevrede bulunan köy ve kasabaların adları ile anılır. Obalardan bazıları şunlardır: Eynesil, Şarli, Gülefyurdu, Ağalar Tamı, Ağılık Düzü, Yatak Yeri, Bakır Alanı, Erkek Su, Han Yanı, Ambarlı ve Örümcek Obaları olarak sayabiliriz. Deniz seviyesinden en çabuk ulaşılan ve en yüksek yer olması Sis Dağının önemini artırmaktadır. Sis Dağına ulaşım için daha çok iki güzergah kullanılır. Eynesil Ören Beldesi yolu, Şalpazarı, Geyikli ve Ağasar derelerini takip eden yol. Bunları dışında yakın çevre köylerde kendi belirledikleri patika yollardan ulaşırlar.Her yıl çevre yerleşim yerlerinin katılımı ile Temmuz aylarında Sis Dağı şenlikleri yapılır.Sis Dağı "C statüsünde Milli Park" olarak korunmaya alınmıştır.

"Öyle bir tutku ki asırlardır süren özlemin, yaşam biçiminin, doğa aşkını günümüze yansıyan bölümüdür. Yayla kültürü, doğa ile iç içe yaşamak binlerce yıllık göçebe geleneğinden kaynaklanmaktadır. Anadolu'ya taşınan bu anlayış günümüzde farklı uygulamalarla devam etmektedir. Eskilerin yol hikayelerinden başlamak istiyorum. Kış mevsiminde karla kaplı olmayan sahil şeridinde otlayan hayvanlar yaz aylarında geniş otlakların bulunduğu yaylalara çıkarıldı. Okulların kapanması ile sahildeki boğucu nemli havadan kaçan insanlar yaylaya göç etmişlerdir. Mısır tohumlarını tarlaya ekilmesinden sonra başlayan hazırlıklar yolda ve yaylada gerekli olan ihtiyaçların at, katır gibi hayvanlara yüklenmesiyle yola çıkılır. Eskiden yapılan yayla göçleri bir yaşam biçiminin, tutkunun folklorik izleridir. İhtiyaçların doldurulduğu sepet (şelek)ler sırtlarda, süslü boncuklarla, püsküllü boğazlarına ziller (çan, kelek) bağlanan hayvanlar neşe içerisinde türkülerle devam eden yolculuk." Bugünkü yol hikayemiz Görele, Eynesil sahil yolundan Beşikdüzü"ne girmeden, Ağasar deresinin denize döküldüğü yerden Şalpazarı yönüne motorlu araçlarla başlamaktadır. Yolculuğumuzun ilk gözlemi yolun her iki tarafında Kızılağaçlar ve fındık dalları, suyunu başta Sis Dağı olmak üzere yüksek dağlardan alan Ağasar deresinin coşkun sesi ile karşılaşır. O kadar serttir ki bol yağmurlu günlerde yatağına geniş yarıklar açar, kenarından ulaşımı zorlaştırır.
 

 
Menü
       Ana Sayfa
       Dernek Tüzüğümüz
       Yönetim Kurulumuz
       Dernek Çalışmaları
       EĞİTİM VE KÜLTÜR SAYFASI
       Forum
       MAKALELER
       Resim Galerimiz
       Site Üye Listesi
       Sohbet
       Ziyaretci Defteri
       Site İçi Arama
       İletişim Bilgileri
       YÖREMİZDEN HABERLER
       Köyümüz
       KÖŞE YAZILARIMIZ


Anket

FINDIK FESTİVALİ DEVAM ETSİNMİ

Toplam Oy : 94


Döviz Kurları

Alış
1 EUR : 1.9252 YTL
1 USD : 1.4936 YTL
Satış
1 EUR : 1.9345 YTL
1 USD : 1.5008 YTL

 
FIRATPEN KAPI VE PENCERE SİSTEMLERİ